Sürdürülebilir Kalkınma Bağlamında Kütüphaneler: Kısa Bir Kavramsal Çerçeve | Prof. Dr. Bülent Yılmaz

Bülent YILMAZ
Prof.Dr.Bülent YILMAZ

Hacettepe Üniversitesi BBY Bölümü Öğretim Üyesi

55.sini kutladığımız Kütüphane Haftası’nın ilgili Bakanlık ve Türk Kütüphaneciler Derneği tarafından belirlenen temaları, kütüphanelerin “sürdürülebilirlik/sürdürülebilir kalkınma” ile “değişme ve dönüşüm” kavramları bağlamında irdelenmesini gerektiriyor.

Sürdürülebilir kalkınma kavramının ilk kez 1987 yılında, Birleşmiş Milletlerin, “Brundtland Raporu” olarak da bilinen, Çevre ve Kalkınma Komisyonu raporunda (www.undocuments.net/our-common-future.pdf) geçtiği bilinir. Yani, kavram yeni sayılmaz. Bu raporda “sürdürülebilir kalkınma” kavramı kabaca, “günümüz gereksinimlerinin, gelecek kuşakların gereksinimlerini karşılama olanaklarından fedakarlık yapılmaksızın, karşılanabilmesi süreci” olarak tanımlanır.  Kısaca, insanoğlu bugünkü kaynakları kullanırken yarın, gelecekte yaşayacakların da “kaynaklarını kullanmamalı, tüketmemeli, onları da düşünmeli” deniyor. Kaynaklardan kastedilen özellikle doğal, çevresel kaynaklardır. Dolayısıyla sürdürülebilir kalkınma kavramı ekolojik, çevresel koruma kaygıları ile ortaya çıkmış, kullanılmış popüler bir kavram. Ayrıca, güncel belge olarak “Dünyamız dönüşüyor: 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi (BM 2030 Gündemi)” var tabi.

Elbette kavrama daha sonra başka anlamlar da yüklenmiş. Yoksulluğun azaltılması, insanlığın ortak çıkarları, geleceği yok etmeme, kaynakların akılcı kullanımı, tüm toplumsal kalkınma alanlarının çevre politikaları ile bütünleştirilmesi vb.

Sürdürülebilir kalkınma kavramı  ile ilgili şu genel belirlemeler yapılabilir:

  • Çevresel (ekolojik) kaygılar temeldir.
  • Doğal ve ekonomik kaynaklar dikkatli kullanılmalıdır.
  • Dünya adaletli ve eşitlikçi olmalıdır.
  • Dünyanın, insanın geleceği düşünülmelidir.
  • Dünyaya ve yaşama karşı dikkatli davranılmalıdır.
  • Korumacı, sosyal nitelikli ve sorumluluk temelli bir bakış egemendir.

Sürdürülebilir kalkınmacı bakışın “çevreci ve sorumluluk odaklı bakış” olduğunun bir kez daha altını çizelim.

Gerek kavramın gerekse konunun özellikle sanayi devriminden sonra dünyadaki doğal kaynakların sınırsızca ve vahşice kullanımı, hızlı nüfus artışı, açlık, kuraklık, yoksulluk, iklim değişikliği, çevrenin ve dünyanın geleceğinin tehdit altına girmesi ile dünyadaki eşitsizliklerin ve sosyal adaletsizliklerin artması sonucu gündeme geldiği ve popülerleştiği söylenebilir. Ancak kavramın çıkışında çevreci yaklaşımın olduğu bilinmelidir.

Türkiye’de bu kavramın Kütüphane Haftası teması yapılması bu çerçevede düşünüldüyse tüm hafta en çok tartışılması gereken somut kütüphane konusu elbette “yeşil kütüphaneler” olmalıdır (olmalıydı). Bu bağlamda kütüphanelerin, kütüphane işlem ve hizmetlerinin çevresel (ekolojik) kaygılarla ele alınması, irdelenmesi gerekir. Bu çerçevede, kütüphanelerin çevreye zarar vermemesi için yapılması gerekenler konuşulmalıdır.

Ancak kavram bir süre sonra, ekoloji alanından ekonomik ve sosyal alana taşınmış, kurumlar düzeyinde dahi ele alınabilir olmuştur. Bu bağlamda kavram, kurum ve kuruluşlardaki işlem ve hizmetlerin çevreye zarar vermeyecek (en az zarar verecek) ve tehdit etmeyecek biçimde gerçekleştirilmesi yanı sıra “kurumsallaşma” olgusu karşılığında da kullanılmaya başlanmıştır. Yani kurumlarda işlerin kişilerin kapasitesine, inisiyatifini, tercihine, keyfine bırakılmadan, sistemli, düzenli biçimde devam etmesi, sekteye uğramaması, kesilmemesi ve bitmemesi anlamında kullanılır olmuştur. Kuruluşlarda işlem ve hizmetlerin kişilere bağlı olarak ve kökten değişmemesi yani. Belirli bir işleyişin kendi araçları ve mekanizmaları ile sürmesi demek bu anlamdaki sürdürülebilirlik. Yenilikçi yaklaşımlar da bu olgunun parçası olmaya başlamıştır. Kavram bağlamında çevre yanı sıra sosyo-kültürel yapıların da korunması ve geliştirilmesi ele alınır olmuştur. Sürdürülebilir kalkınma hedeflerine insanların gereksinimlerinin karşılanması, yaşam standartlarının yükseltilmesi gibi unsurları eklenmiş, ekonomik, doğal ve toplumsal üç boyuttan söz edilir olmuştur.

Sürdürülebilirlik kavramına “kalkınma” olgusu eklendiğinde de işin içine ekonomi, tarım, teknoloji, bilim, eğitim, kültür, insan kaynakları gibi tüm toplumsal yaşam alanları dahil olmuştur. Ancak kavramın kökeni de tanımı ve anlamı da sürdürmeye, var olmaya, sağlamaya, desteklemeye dayanıyor. Aynı zamanda hak, demokrasi, eşitlik, dürüstlük, sorumluluk, akılcılık, hukuk, ayrımcılık karşıtlığı gibi evrensel insani değerlere de dayanıyor.

Kurumsallık ve sıralanan diğer anlamlar çerçevesinde düşünüldüğünde, ulusal düzeyde kütüphane politikaları ve uygulamaları ile tek tek kütüphanelerin işlem ve hizmetlerindeki sürdürülebilirlik koşulları ile, kütüphanelerin toplumsal (eğitim, kültür, bilim, teknoloji vb. alanlardaki) kalkınmada üstlenmeleri gereken rolleri ve bunları nasıl gerçekleştirecekleri akla gelir ve tartışılmalıdır.

Konuyu Türkiye’deki kütüphaneler açısından birkaç saptama ve öneri ile bitirelim.

Yeşil kütüphaneler bağlamında: Kütüphanelerin çevreye en az zarar verecek biçimde hizmet vermeleri sağlanmalıdır. Bunun için hizmet sürecinin her aşamasında özellikle en az enerji tüketimi ilkesi ile gerçekleştirilmelidir.

Ancak sorunu kurumsallaşma bağlamında düşüneceksek, bunun için ilk koşul ulusal bir kütüphane yasası ya da çeşitli kütüphane türleri için ayrı kütüphane yasaları çıkarmaktır. 55. Yılını kutladığımız yılda dahi bir kütüphane yasamız yoktur. Yasa kurumlar için kimliktir, kurumsallaşma koşuludur. Yasası olmayan kurumlar kimliksizdir. Kimliksiz kurumlar sürdürülebilir olamaz ve kurumsallaşamaz.

Sürdürülebilirlik ve kurumsallaşma için en önemli konulardan bir diğeri de kısa, orta ve uzun vadeli akılcı ulusal-kurumsal stratejiler/politikalar geliştirmektir. Stratejisiz ve politikasız kurumlar karanlıkta yol alırlar. Hedefler ve bu hedeflerin nasıl gerçekleştirileceği belirsizdir. Kişilerin tercihleri ile yönetilirler. Kurumsallaşmanın ve dolayısıyla sürdürülebilirliğin önündeki en büyük engel strateji/politika yoksunluğudur.

Şimdi soru şudur: Türkiye’de kütüphaneler için bir yasa ve yukarıda tanımlanan nitelikte bir strateji ve politika(lar) var mıdır? Eğer yoksa nasıl sürdürülebilir olacaklar?

Elbette sürdürülebilirlik ve kurumsallaşma için yeterli kütüphane sayısı ve personel (kütüphaneci) nicelik ve niteliği, uygun binalar, nitelikli dermeler, yeterli bütçeler, yenilikçi hizmetler, liyakata dayalı yönetim yaklaşımları, denetim, değerlendirme vb. unsurları da düşünmek zorundayız.

Evet, sürdürülebilir kalkınmada kütüphaneler en başta bilgiye erişimde fırsat eşitliği yaratma, eğitime, kültüre, bilime, teknolojiye, kalkınmaya katkılar sunma, onların altyapısal koşulu olma anlamlarında çok önemli roller üstlenirler. Onlar, insani (sosyal)  sermayenin kaynakları ve oluşturucusudurlar. Ancak sürdürülebilir kalkınmadaki bu rollerini gerçekleştirmek için öncelikle kendilerinin kurumsallaşması yani sürdürülebilir yapıya kavuşturulmaları gerekir.

Diğer tema, değişim-dönüşüm ayrı bir yazı konusu. Ancak şu kadarını yazabiliriz sanırım: Kütüphaneler alanında değişim, dönüşüm kavramlarından dünya ile bütünleşik biçimde ve kendi ülkemizin koşullarını dikkate alarak  “ileriye doğru gitmeyi” anlamalıyız.

55.Kütüphane Haftamız kutlu olsun.

Hakkında: Bülent YILMAZ

Bülent YILMAZ
Yorum yapmadan önce lütfen okuyunuz!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göster
Gizle