Ben de kendimi kitap kurdu sanırdım! | Cem ÖZEL

Cem ÖZEL
Cem ÖZEL

Kullanıcı Hizmetleri Yöneticisi/Sabancı Üniversitesi Bilgi Merkezi

41.yaşımın içindeyim. Bu yıllar içinde en verimlisi 2019’du. 41 kere maşallah!

Neden mi? Çünkü 2019 yılında hayatımın hedefini gerçekleştirdim. Dahası geçtim. Ayda 10 kitap okuyacağımı söylüyordum kendime; ama bu yıl 150 kitap okudum. Hedefler biraz zorunlulukmuş gibi görünebilir; ama bu hedef zorunluluktan ziyade bir bağımlılık. Çok seviyorum okumayı. Çünkü kendi isteğimle okuyorum.

Hayatımın dolu dolu geçen nadide yıllarından biri oldu 2019. Daha dün ne yediğimi hatırlamayan ben, geçtiğimiz yılın her ayında neler okumuşum, bir bir aklımda. Aklımda derken listemde. Mesela ilk dört ay rutinde gitmiş. Yani her ay onar kitap okumuşum. Mayıs’ta 14’e çıkmış. Haziran’da bi’ zıpıtıvermişim. 7 kitaba düşmüşüm. Eylül’de bi’ silkinip 16 kitap okumuşum. Sonra Haziran ayının tüm acısını Ekim’den çıkarmışım: 27 kitap.

150 kitap okuduğumu duyanlardan bazı sorular duyuyorum. Okuduğun kitaplar kaç sayfa? Hepsi aklında kalıyor mu ki? Ne zaman okuyorsun?

Cevapları sırasıyla yazayım.

Birincisi hiçbir kitabın kalın ya da ince oluşuna takılmıyorum. Şimdi Stepan Zweig’ın o muhteşem kitapları ince diye Korku, Satranç, Mürebbiye gibi muhteşem romansılarından mahrum mu kalalım? Panait Istrati’den yoksun mu kalalım? Onlar duygu yoğunluğunu az sayfalara sıkıştırmışlar diye suç bizim mi? Arkadaş, Kodin, Kira Kiralina, Baragan’ın Dikenleri’ni okumayalım mı! Aslında kitabın ince olup olmamasından ziyade kitabın bölümlerinin olup olmadığı benim için daha önemlidir. Mesela Stefan Zweig’in Gömülü Şamdan adlı eseri 100 küsür sayfa; ama ne bir boşluk, ne bir bölüm arası var. Es yok anlayacağınız; ama 1000 küsür sayfalık Anna Karenina’yı alıp okuduğunuzda bir sürü bölümle karşılaşıyorsunuz. Boşluklarla dolu olan kitap, bizi kendisine bağlıyor. Yani 1000 küsür sayfalık Anna Karenina’yı 100 küsür sayfalık Gömülü Şamdan’a tercih edebilirim. Ne yalan söyleyeyim, bir kitabı elime aldığımda tıka basa kelimelerle dolu olsun istemem. Okumam da. Es vermeyen kitapları es geçerim.

Hepsi aklında kalıyor mu? Gelelim bu soruya. Tabii ki hepsi aklımda kalmıyor. O an kitaptan aldığım tadın hiç mi önemi yok?  O an okuduğum bir deneme ya da bir öyküde kullanılan metafor, bir şiirin beni alıp zaman makinasına bindirip her yere götürmesi… Bunlar oldukça, ne yapayım ben bütün kitapların aklımda kalıp kalmamasını. Eğer öyle bir şey olsaydı, Allah’tan şunu dilerdim: Bütün kitapları beynime bir USB ile yükle. Bu mümkün olsa bile istemezdim; çünkü kitap okumanın tadına varamazdım.

Ne zaman okuyorsun? Bu soru da kitap okumayanların kaçış noktası. Cevabım basit. Herhangi bir zaman diliminde. Sabah kalktığımda, yatmadan önce, bir yere gideceğimiz sırada eşim ve kızım hazırlanırken ben onları beklediğimde, sabah kahvaltısında yumurtanın kaynama aşamasına gelmesini beklerken, baba evine giderken, “ben biraz kestiriyorum” deyip, misafir odasına girdiğimde, kan tahlili vermek için sıraya girdiğimde, milli maçların devre arasında kısacası uygun olan her yerde ve her zaman okuyorum. Hatta bu sene bir huy daha edindim. Yürüyerek okumak. Yürüyüş yaparken bolca zaman var deyip bunu da değerlendirdim; ancak gözlerim için pek parlak bir fikir olduğunu söyleyemem.

Peki kimleri okudum bu yıl? İşte hayattaki en sevdiğim sorulardan biri. İzninizle kitap okuma listemi açayım da orada yer alan bu yılki en nadide parçalarımı sizinle paylaşayım.

Edebiyat eleştirmeni Semih Gümüş’ün kitaplarına çok yer verdim. Yaşar Kemal’in öykü ve romanlarından bal tadar gibi tattım. Tadı damağımda kaldı. Cezmi Ersöz’ün denemeleriyle ıslandım. Fazıl Say’ın kalemiyle ruhumu besledim. Anthony Burgess’tan bir dilim otomatik portakal yedim. Kosinski’nin boyalı kuşunu sevdim. Hakan Mengüç’le “din”lendim. Stefan Zweig’in kaleminden insan psikolojisinin derinliklerinde nelerin gizlendiğini anlamaya çalıştım. Sabahattin Ali’nin isimlerini eleştirdiğim; ama okumak için ısrar edip pişman olmadığım Kuyucaklı Yusuf ve İçimizdeki Şeytan’ı gördüm. Şevket Rado’nun o güzelim denemelerini kana kana içtim. Küçük İskender’in kitaplarını okuyarak, nasıl bir kafada yazdıklarını merak ettim. Cemal Süreya’nın Günler’ini karıştırdım. Fakir Baykurt’un denemelerine hasta oldum. Ergün Poyraz’ın kitaplarından dehşete düştüm. Faruk Duman’ın kitaplarına bayıldım. Kaan Koç’un denemelerindeki gençliğiyle kendi gençliğim arasında köprüler kurdum. Nejat İşler’in oyunculuğunun yanı sıra kaleminin de çok sağlam olduğuna tanık oldum. Edgar Keret’in yeni öykülerinden de tattım. Nasıl da özlemişim. Sonra Sait Faik üzerine yazılan kitapları da kokladım. Şimdilerde yaşasaydı görmek için can atacağım Jack London’ın kitaplarından buket yaptım kendime. Alain’in Mutlu Olma Sanatı adlı denemesini hayatımda okuduğum en güzel denemeler arasına koydum. (İlki Montaigne’in ikincisi Bacon’un). Şemsettin Sami ile tanıştım. Onun o karışıkmış gibi duran “Taaşşuk-ı Tal’at ve Fitnat” adlı eserini okudum. Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna ve Turgut Özakman’ın Romantika’sından sonra okuduğum en güzel sevi kitaplarından biri olduğunu gördüm. Son olarak da Fethi Naci’nin ve Yakup Kadri’nin anılarına sızdım. Bu arada anı bile olsa Yakup Kadri’nin düzyazıda bile nasıl bir edebi kimliği olduğuna gözümle ve günlümle şahit oldum. Oktay Akbal’ın bir denemesiyle de sezon finali yaptım. Umarım ölene kadar sezon finali yaparım. Bu dizi hiç bitmesin.

Gelelim  bu yazıyı yazmamdaki asıl sebebe. BBY Haber Portalı’nın Twitter adresinde bol bol okuyan kitap kurtlarına denk geliyorum şu sıralar. Sevgili Aksaray İl Halk Kütüphanesi paylaşmış kendi Twitter adreslerinde (@Aksaraykutup). Bir Nisanur Yayla’mız var ki 2019’da 175 kitap okumuş. Genç kategorisinde birinci olmuş. 2020 yılındaki hedefi 180 kitap okumak. Atatürk’ün ardından boş boş nutuk atanlara inat, eylemleriyle gösteriyor Atatürk’ün manevi mirasçısı olduğunu. Aferin ona. Gelelim ikinci kahramanımıza. Adı Emirhan Bölükbaş. 2019 yılında okuduğu 170 kitapla Çocuk kategorisinde birinci, Genelde ise ikinci sıradaymış. Emirhan’ın da 2020’deki hedefi 180 kitap okumak. Sana da aferin sevgili Emirhan. Kendilerini örnek alıyorum. Keşke tüm Türkiye tanısa onları. Örnek olsalar kardeşlerine. Bir farkındalık yaratsalar. Ne güzel bir yola baş koymuşlar. Onların bu başarılarını elimizden geldiğince yayalım. Tekrar tekrar tekrar tebrikler…

Cem ÖZEL

Cem ÖZEL

Kullanıcı Hizmetleri Yöneticisi/Sabancı Üniversitesi Bilgi Merkezi

Hakkında: Cem ÖZEL

Cem ÖZEL
Kullanıcı Hizmetleri Yöneticisi/Sabancı Üniversitesi Bilgi Merkezi

İlginizi Çekebilecek Haberler

Türkiye’nin En Çok Atıf Alan Yayınları

Cem ÖZEL Kullanıcı Hizmetleri Yöneticisi/Sabancı Üniversitesi Bilgi Merkezi Bilimsel çalışmaların analizini yapmak, bize buz dağının …

Bilimsel Yayınların Trendsel Analizi

Cem ÖZEL Kullanıcı Hizmetleri Yöneticisi/Sabancı Üniversitesi Bilgi Merkezi “Modayı takip etmek”, “son trendler nelermiş” gibi …

Yorum yapmadan önce lütfen okuyunuz!

YORUM YAP

1 Yorum

  1. Avatar

    Hedefe yalnız çocukları yetiştirmekle ulaşamayız! Çocuklar geleceğindir. Çocuklar geleceği yapacak adamlardır. Fakat geleceği yapacak olan bu çocukları yetiştirecek analar, babalar, kardeşler hepsi şimdiden az çok aydınlatılmalıdır ki, yetiştirecekleri çocukları bu millet ve memlekete hizmet edebilecek, yararlı ve faydalı olabilecek şekilde yetiştirsinler! Hiç olmazsa yetiştirmek lüzumuna inansınlar! Okullardan başka gazeteler, küçük dergiler köylere kadar yayınlanıp dağıtılmalıdır. Bizim köylümüz ne gazete ne dergi vs. okumaz. Bilenler bilmeyenleri toplayıp, okutmayı, onlara okumayı anlatmayı bir vazife bilmelidir.
    -MUSTAFA KEMAL ATATÜRK