5 N 1 K Oynuyoruz?

Günlerden Cumartesi. Sonbahar’a gireli ise 7 gün olmuş. İşsizliğin ise  üçüncü ayını doldurdum. İşsiz olmanın yanında sizinle paylaşmak istediğim bir sorun var. Bizim bölümü düşünüyorum daha önce de bu araştırmaları yapmıştım ancak  dile getirmekte fayda  var. Bazılarımız KPSS puanı ile atanmayı düşünürken, bazılarımızın hedefleri farklı yönlerde olabiliyor. Evet, bunu zaten biliyorsunuz. Ancak, bu konu üzerinde bazı durumları sorgulamak lazım. Kendime soruyorum bazen çok mu sorguluyorum, akışına bırakmak lazım bazı durumları diye. Ama sorgulayıcı yanım biraz baskın çıkıyor.

Sorgulamak istediğim konuya gelince. Nasıl araştırma görevlisi olunur, nasıl üniversitede kalınır, nasıl yüksek lisans tezi yapılır gibi soru  türleri… Bunun için önce biraz hocalarımı kavramayı düşündüm. O zamanlar üniversitedeyim. Hocamızın birisi elinde kahvesi, lep top’u, çantası ile sınıfa girdi. Öğrencilik hali bizimkisi inceliyoruz hocalarımızı. Hocamız dersi anlatmaya başladı, tarzı falan çok klas duruyordu. Arada türkçemizi ingilizce ile de kullandığı oluyordu. Bu durum artık yaygınlaştı -Öğrencilerin de ingilizce öğrenmesi lazım- ziyadesiyle. Hocamız konuşmaya başladı  benim çok hoşuma gitti, konu da zevkli olunca malum dinlemek istiyorsunuz. Örnekler verirken yurtdışından örnekler veriyor hoca. Oralar nasıl bir yer hocam, bende gidebilir miyim diye içime sormadan edemiyorum bu arada. Her neyse ben kararımı verdim. Hocam gibi olacaktım. Araştırmaya  başladım. ALES/YDS ve not ortalaması. Bu kadarmış! Sonra, hocamın adını ve soyadını  yazıyorum. Karşıma CV’si çıkıyor. 1… tarihinde X Üniversite’sinden mezun olmuş. yüksek lisans’ını 2…-2… yılları arasında tamamlayan hocamızın ALES/ÜDS/YDS puanları, katıldığı programlar, yayınlarını, ödüllerini listede görebiliyordunuz. Hocamıza verilen unvan ise doçent/yardımçı doçent veya profesör. Tıklıyorum hocamızın yüksek lisans tezine, aklıma ilk gelen sayfa sayısı oluyor. Sayfa sayısının önemi var mı bilmiyorum. Diğer taraftan, tezin 100-150 sayfa arasında olduğunu göz önüne alalım. Konu ile ilgili verilen atıfların sayısı oldukça fazla olduğuna göre literatüre iyi değindiğini söyleyebilir miyiz? Aslında burada okuyucuya verilmek istenen mesajın ve gerçekleştirilen araştırmanın bilimsel olup olmadığının veya gerçekten bir ‘araştırma’ olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğinin önemli olduğunu söyleyebiliriz. Aslında, bize sadece atıf verilerek yapılan bazı çalışmaların arkasında ne kadar emek olduğunu ve uzun bir süre bu çalışmaların yürütüldüğünü de görebiliyorsunuz.

Başka bir hocamın araştırmasında ise, CV’sine erişemiyorum ancak tezine erişebildim. Atıf sayısı çok az, bölümlerde kendi yorumları oldukça fazla. Demek ki, bu hocam da konuya fazla (?) hakim! Ancak, hocamızın internette tezi var ama nasıl yardımcı doçent/profesör olduğuna dair hiç bir bilgi yok. Ne etkinlik ne faaliyet. Elde var sıfır. Bu konunun ayrı bir boyutu daha var, hocam kusura bakmayın siz benden daha iyi bilirsiniz. Bilimsel çalışmalarınızda nasıl birbirinize atıf veriyorsunuz? Gerek araştırma makaleleri olsun gerekse kitap eleştirilerinde. Burada şunu da dile getirmek istiyorum. Ben sadece öğrenci olarak görüşlerimi dile getirmek istedim. Yanlışım varsa konuya birilerinin açıklık getirmesi lazım. Diğer taraftan, halk kütüphanelerinde, üniversite kütüphanelerinde ve diğer kütüphanelerde durum nasıl bilmiyoruz. Meslekten birilerinin öğrencilere açıklaması gerektiğini düşünmekteyim.

Aradan bir hafta falan geçiyor. Bölümümüze araştırma görevlileri alınmış. Yine bir gün dersimiz var. Hocamız, yanında araştırma görevlisiyle dersimize giriyor. Ben yine inceliyorum ne yapacağını. Not defterini çıkarttı ve biraz not aldı. Muhtemelen  hocamızın anlattıklarını not aldı. O dersten bir kaç gün sonra ise, hocamızla birlikte tekrar sınıfa girdi ‘araştırma görevlisi’. Ben araştırma görevlisinin ne demek olduğunu bilmiyordum o zamanlar. Asistan olarak, hocalarımıza yardım eden araştırma görevlisi hocamız, derste bize sunum yaptı. Diğer hocamız ise, onu dinledi. Bize yansıyanlar bunlardan ibaretti. Ben yine düşünüyorum. ‘Araştırma görevlisi kimdir?, araştırma görevlisi ne demektir?, araştırma görevlisi nasıl olunur?’ Ders sonrasında ise, bildiğiniz üzere biz kızlar hocaları ve araştırma görevlilerini bir sohbet havası içerisinde tartışıyoruz. Kızlar bana şu şekilde ifade ediyorlar, ‘araştırma görevlisi olmak kolay değil, hocalarla aranı iyi tutman lazım, bir de torpilin olması lazım’. Gerçekten de öyle mi? Daha sonra, ben yine araştırma görevlisinin adını ve soyadını yazıyorum. Veya bağlı olduğu üniversitenin web sayfasına giriyorum. Araştırma görevlisini buldum. Bir fotoğraf, okulda kendisine ulaşabileceğiniz bir telefon numarası, bir de mail adresi var. Benim görmek istediğim bunlar değil. Google’da başka araştırma görevlilerinin isimlerini yazdığımda ise, PDF halinde üniversitenin diğer bölümleriyle birlikte listelenmiş bir şekilde ALES ve YDS puanlarını görebiliyorum. Tabi, hocamızın ne zaman işe başladığı önemli o zaman alım şartları falan farklı olabiliyordu. Yüksek lisans yapmış olmak/-yor olmak veya alanda iki yıl tecrübeli olmanız yeterliydi. Şimdi, iki yıl tecrübe şartını  kaldırdılar. Diğer taraftan, bu hocamız ÖYP ile de yerleşmiş olabilir. Ama,  hocamızın ‘nasıl’ yerleştiğine dair bir ipucu bile yok. Hocam, hepimiz kabul ediyoruz. O zaman prosedürler öyleydi, her üniversitenin yönetmeliği farklı. Tamam ama üniversiteler birer eğitim merkezi olarak YÖK’e bağlı değil mi? YÖK de devlet’e bağlı. Bizim meslekî câmiada tartışılan bir  diğer konu ise,  bir bu eksikti, bu kadar da olmaz diyebileceğiniz cinsten. Bırakın hocaların sahte atıflarını, atanmalarını farklı bölümlerden olan bireyler bizde tarih dersi veriyor. Kataloglamayı falan geçeli çok olmuş hocam.

Gerek öğrenciler arasında gerekse türk insanları arasında yaygın olan bir konsept ise, ben memur olayım gerisi beni ilgilendirmez, herkes kendinden sorumludur. Tamam, her koyun kendi bacağından asılır ancak bir koyun uçurumdan atlayınca sen neden peşinden atlıyorsun? Fazla mı abartıyoruz. Ne, nasıl, neden, ne zaman, nerede ve kim sorgularını iyi analiz etmek lazım.

Sadece bizim bölüm mü böyle? Hep gelişmekten bahsediyoruz. Gelişen bir Türkiye olmaktan söz ediyoruz. Okuduğum ama ismini hatırlamadığım bir kitapta Dünya’da her bireyden bir tane olduğunu ve her bireyin üstüne düşen görevi yaptığı takdirde, daha iyi koşullarda yaşamanın mümkün olduğundan bahsediyordu. Kütüphanecilerin geleceğin kütüphanecisi, bilgi profesyoneli, arşivcisi,  akademisyeni veya bir profesörü olmaıs gerekirken ve bölümümüzle ilgili bazı durumları sorgulaması gerekirken neden farklı mesleği yapıyorlar. Cevap, yine basit. Türkiye koşulları böyle biz ne yapalım! Bu kadar basit olmamalı. Kütüphanecilik, böyle bir adım ileriye gidemez. Üniversiteden mezun olduktan sonra köşeye çekilmek hiç birimize yakışmaz.

 

 

 

Bir Cevap Yazın