Türkiye’nin bütün kütüphaneseverleri, birleşin!-Doç. Dr. Erol Yılmaz

Türkiye’de gündem denildiğinde, hemen tüm zamanlarda, ekonomi ve iç siyaset akla geliyor. Magazin ve futbolu (‘spor’ demediğime dikkat lütfen), 1980 sonrası apolitik dönemin şımarık çocukları olarak ilâve edebiliriz. Ve dönemsel olarak öne çıkan konular, kişiler, kurumlar… Dönem ve şartlar itibariyle kamuoyuna göz kırparak, medya aracılığıyla sivil ve siyasal toplumu bir süreliğine meşgul edip, sessizce sahneden çekilen…

Bir de, hemen hiçbir dönemde gündeme gel(e)meyen konular ve kurumlar söz konusu. Konuşulmayan, yazılmayan… Gündeme girebilmeleri için, “adamın köpeği ısırması” şart olan! Konunun uzmanları ağızlarıyla kuş tutsa bile, dertleri ve dahi kıymetleri kamuoyuna aktarılmayan… Modern toplumlarda vazgeçilmez, yeri doldurulamaz, yani olmazsa olmaz kurumlarından biri olan kütüphaneler gibi…

Halkın kütüphaneleri

Gelişmiş ülkelerde prestij kurumlardan olan milli kütüphaneler (bakınız; Amerikan Milli Kütüphanesi / Library of Congress); ‘halkın üniversitesi’ unvanıyla taçlandırılan halk kütüphaneleri; eğitim-öğretimin mütemmim cüzü olan okul kütüphaneleri ile üniversite kütüphaneleri; araştırma-geliştirmeyi destekleyen araştırma kütüphaneleri; özellikle dezavantajlı bölgeler için pek kıymetli olan gezici kütüphaneler ve diğerleri…

Bu ülkelerin her türlü medya organında ve her dönemde kendine yer bulan kütüphaneler, Türkiye gündemine ise, her yıl kutlanan kütüphane haftalarında ucundan kıyısından veya el yazması hırsızlığı vb. durumlarda ancak girebiliyor. Bir akademik çalışma için röportaj yaptığım televizyon yetkilisi, “medya olarak kütüphanelere ilgi gösterebilmemiz için, örneğin Milli Kütüphane’de yangın çıkması lazım” demişti de, ben oracıkta dağılıvermiştim.

Bakınız, bugünlerde ilk ve orta dereceli okullar ile üniversiteler ardı ardına açılıyor. Televizyonlar, Milli Eğitim Bakanı’nın ilk gün yaptığı okul ziyaretiyle, siyasilerin katıldığı yeni akademik yıl açılışlarını dakikalarca haber yaptı, yapıyor. Hatta Başbakan’ın katıldığı açılış törenini canlı yayınlayanlar oldu. Peki, okul kütüphaneleri ve gelişmiş ülkelerde ‘üniversitenin kalbi’ olarak benimsenen üniversite kütüphaneleri hakkında bir tek gazetede tek bir satır yazı; televizyon ekranlarında birkaç dakikalık bile olsa bir haber, yorum vs. gören duyan oldu mu?

Kütüphaneler, kütüphanecilere bırakılmayacak kadar önemli!

Tamam, güzelleme yaptığım ülkelerde toplumun kütüphanelere çok yoğun bir ilgisi var ve kütüphaneler halkın gündelik yaşamında vazgeçilmez konumda. Ancak, “bizde öyle olmadığı için biz orada değiliz”pişkinliğine de yatmamalı Türk medyası. Topu taca atmadan önce, temel işlevlerini hatırlamalı ve maçı ona göre soğutmaya çalışmalı. Soralım mensuplarına… Acıdan acayip bir zevk mi alıyor ki bu toplum; gazetelerin birçok sayfasından (3. sayfalar yetmiyor zira) ve televizyon ekranlarından kan ve gözyaşı fışkırıyor? Diyelim ki öyle, peki, normalleşmede hiç mi görev düşmüyor kendilerine?

Diyeceğim o ki, kütüphaneler, yalnızca kütüphanecilere bırakılamayacak kadar önemlidir. Toplumumuz için vazgeçilmezdir. Üniversitelerin Bilgi ve Belge Yönetimi bölümlerinde en az lisans düzeyinde öğrenim gören kütüphanecilerin bu konuda ne yaptıkları başka bir yazının “derin” konusu. İddiamız şu; bu disiplinde diploması olmayan kütüphane dostları derde ortak edilip, çözüm yolları birlikte tartışılırsa, deva daha kolay bulunabilir.

Birçok farklı sektörde pozisyonları bulunan ve bu bağlamda, kütüphanecilerin paydaşları olan kitap, bilgi ve kütüphane sevdalılarından söz ediyorum…

Kimler yok ki aralarında?

Yayıncılar, yazarlar, şairler, öğretmenler, akademisyenler, medya üyeleri (bireysel bağlamda), sosyal medya aktörleri, sosyologlar, iletişimciler, siyasetçiler (ne yazık ki yine bireysel anlamda) vesaire.

Yaşayan kütüphaneler

Zaman zaman, kendi mahallelerinde ve aslî görevleri bağlamında (bazen de doğrudan) kütüphaneler konusunda ürün sunuyorlar. “Kütüphaneler, demokratik toplum için vazgeçilmezdir” diyorlar; “çocuklarımızı kitaplarla, kütüphanelerle ve bilgi ile yeşertelim” diye yazıyorlar; söz aldıklarında, “siyaset artık bilgi odaklı yapılmalı, kasaba siyasetçiliğinden kurtulmalıyız” diye konuşuyorlar…

Kısacası bu özel kitle, -birileri, hiç de görevleri olmadığını söylese de- zekâlarının zekâtını verircesine, kütüphaneler konusunda inisiyatif alıyor. Olması gerektiği gibi… Ancak sayıları çok az…

***

Ne demiştik, kütüphaneler sadece kütüphanecilere bırakılamayacak denli önemlidir. Bu konuda el birliğiyle daha çok şey yapılabilir. Yapılmalı… Medya, kamuoyu ve siyaset mahallesi harekete geçmeleri için kışkırtılmalı ve aranan her türlü bilgi kaynağının bulunabileceği yaşayan kütüphaneler için yoğun talepte bulunulmalı. Hatta gerekirse, bu “kutlu” amaç için bir araya gelinerek, demokratik eylemler üretilmeli…

Başlığımızı tekrarlayarak sonlandıralım yazımızı o halde…

Türkiye’nin bütün kütüphaneseverleri, birleşin!

Kaynak: http://kulturgundemi.com/

You may also like...

Bir Cevap Yazın