Kütüphaneler bilgi toplumunun mâbedleridir-Doç.Dr.Erol YILMAZ

İçinde bulunduğumuz hafta Kütüphane Haftası. Bu yıl 47.’si kutlanmakta olan haftaya ilişkin etkinlikler, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü ile Türk Kütüphaneciler Derneği (TKD) tarafından organize ediliyor. Düzenlenen etkinlikler vesilesiyle, siyasal ve sivil toplum nezdinde Kütüphanecilik bilim ve mesleği, kütüphaneler ve mesleğin profesyonelleri olan kütüphanecilerle ilgili farkındalık yaratmak ve/ya var olan farkındalığın düzeyini yükseltmek amaçlanmaktadır. Kütüphanecilik alanının profesyonelleri, bu bir haftalık kısa zaman diliminde, farklı ortamlardaki etkinliklerle kütüphanelerin örgün ve yaygın eğitim-öğretim sistemi ile serbest zaman faaliyetleri (okumalar, araştırmalar vs.) bağlamındaki yadsınamaz önemine işaret etmeye çalışmaktadırlar.

Aslına bakılırsa, onlar da çok iyi bilmektedir, bu kadar kısa bir sürede bu denli büyük bir hedefin başarılmasının güçlüğünü. Hele de bu mücadelenin verildiği coğrafya, Türkiye gibi, siyasetin kayıtsız şartsız ana gündem maddesi olduğu, bunun da çoklukla kısır çekişmeler şeklinde yaşandığı ve bu durumun değişmesinin neredeyse imkânsız olduğu bir ülkeyse. Bu kızılca kıyamet ortamında ancak “adam köpeği ısırırsa”, medya aracılığıyla kamuoyunun gündemine gelmenin mümkün olabileceğini de çok iyi bilmektedir kütüphaneciler.

Bu yargıyı, bu denli net bir şekilde ortaya koymamızın temel nedeni ise, kitap, kütüphane, okuma, araştırma, bilim, vb. konularla birazcık ilgisi olanların gözünden kaçamayacak kadar ortada olan net fotoğraf kareleridir.

Kitap denilen bilgi, kültür, sanat vb. unsurları taşıyan nesnenin Türk insanının ihtiyaç sıralamasında 235. sırada geldiği gibi, gelişmiş hiçbir ülkede görülemeyecek bir gerçekle karşı karşıyayız bu ülkede. Okuma alışkanlığına sahip küçük bir azınlığın içerisinde bile, okuyacak kitap bağlamında, bunları ücretsiz olarak ödünç alabilecekleri kütüphanelerden önce, ancak ücreti karşılığında alabilecekleri kitapçılar ve daha korkuncu -en azından bir kısmı tarafından- korsan adlı hırsızlar akla gelmekte ve tercih edilmektedir.

Bu ülkede, eğer düzenleyicileri arasında kütüphaneciler (profesyoneller ve/ya mesleki sivil toplum örgütleri) yoksa eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, Ar-Ge, yayıncılık vb. konuların en geniş şekilde ele alındığı platformlarda dahi, kolay kolay kütüphaneler ve kütüphaneciler akla gelmemektedir. Bu tanımlamaya devlet de dâhil olmak üzere, “bilgi toplumu”ndan neredeyse sadece ve sadece bilgisayarlılaşma anlaşılmakta; bu araçların -eğlence ve zaman öldürme dışında- bilgi depolama ve bunun da ötesinde taşıyıcı/ iletici olma özellikleriyle değerli oldukları, adeta bilinçli bir şekilde ıskalanmaktadır.

Kuşkusuz, bilgisayar ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, birçok konuda olduğu gibi, bilginin üretilmesi, depolanması ve çok kısa sürelerde kıtalararası iletiminde çığır açmıştır. İnkârı mümkün olmayan bu durumu teslim ve tespit etmekle birlikte, konumuz bağlamında asıl olanın bizatihi ‘bilgi’nin kendisi olduğunun da açık yüreklilikle ve tartışmasız şekilde kabul ve ilan edilmesi gerekir. Çünkü ancak bu yapıldığında, taşlar yerine oturup, bilgi toplumu dediğimiz modern olgu, kurumları ve kurallarıyla bu coğrafyada da yerleşik hale gelecektir. Aksi halde toplumun bir kesimi sanal bilgi üretmekten, bunları çok hızlı bir şekilde ve çok uzak mesafelere iletmekten, simülasyondan, teknolojik devrimden, süper bilgi otoyollarından vs. söz ederken, diğer bir kesimi hâlâ okuma-yazma becerisi kazandırma projelerinin zavallı figüranları olmaktan öteye gidemeyecektir.

Öylesine garip uygulamalar yapılmaktadır ki bu ülkede, okuma-yazma projeleri çerçevesinde bile -gelişmiş ülkelerde “halk üniversitesi” olarak taçlandırılan- halk kütüphaneleri akla gelmemekte; okuma-yazma becerisini kazanan her bir vatandaş için resmi istatistiklere bir artı (+) ilave edilirken, “sonrasında acaba bu kişiler ellerine bir kez dahi olsa kitap, dergi, gazete almakta mıdır?”, “şayet varsa, alanların sayısı kaçtır, oranı nedir?” sorularıyla devlet dâhil hiç kimse ilgilenmemektedir. Yani aslında bu projelerle yapılan, Hilmi Yavuz üstadın ifadesiyle (Zaman, 06.02.2011), “okuryazarlık fetişizmi”nin ötesine gidememektedir.

Durum bu merkezde olduğu içindir ki, son derece doğal olarak, bilgi temeli olmayan kulaktan dolma “hurafeler” ve televizyon reklamlarındaki topuz saçlı kadın figüründen hareketle, kamuoyunda kütüphane denildiğinde sıkıcı yerler; kütüphaneci denildiğinde ise, gıcık ve sıkıcı kişiler şeklinde yanlış bir algı ve değerlendirme biçimi ortaya çıkmaktadır.

2001 ve 2002 yıllarında Kütüphane Haftası kutlamaları çerçevesinde, TKD Genel Yönetim Kurulu’ndaki kurumsal kimliğimle katıldığım canlı yayın televizyon programlarının birinde (TRT 2 – Gide Gide GAP), bilgi toplumunda eğitim-öğretim ve araştırma faaliyetlerinde kütüphanelerin yeri ve önemi konusunda söyleşirken, inançla dile getirdiğim yazının başlığındaki ifadenin, tüm evrensel gerçekliğine karşın, 10-11 yıl sonra bile idrak edilemediği için bir yazıya başlık edilmesi çok acı. Öyle ki, bugün ülkemizde bilgi toplumu denildiğinde neredeyse ittifak halinde bilgisayar toplumu, İnternet toplumu anlaşılmaktadır.

Konuya yanlış tarafından yaklaşılarak, bilgisayar ve İnternet, -daha çok- eğlence ve buluşma, tanışma, kaynaşma ve kısacası sosyalleşme bağlamında ele alındığından; siyasal toplum İnternet’in “zararları” konusunda yoğunlaşıp “ne yapar, nasıl ederim de, toplumu bu nevzuhur nesnenin zararlarından korurum?” sorusuna çelik bileğiyle cevaplar ararken; sivil toplum da, doğallıkla, boş durmayıp, bu resmi girişimlere karşı panzehir üretmenin yılmaz arayışlarını sürdürmektedir. Vatandaş ise, olup biteni kaygıyla ve fakat futbol maçı seyreder gibi edilgen bir biçimde izleyerek tarihe tanıklık etmektedir.

Tüm izlerin birbirine karıştığı bu ortamda “kütüphanelerin bilgi toplumunun mâbedleri” olduğu evrensel gerçeğini kimselerin, yani siyasal olanıyla ve siviliyle, koca bir toplumun görecek gözü, dinleyecek kulağı, anlayacak beyni, hissedecek yüreği kalmamaktadır.

Yıllardır süren bu olumsuz tabloya rağmen, yılmadan usanmadan 47 yıldır Kütüphane Haftası düzenleyerek, sorunları dile getirmeye ve dahi çözüm önerileri sunmaya devam eden Kütüphanecilik bilim ve mesleğinin profesyonellerini içtenlikle kutluyorum. Her şeyden önce kararlılıkları ve sabırları için. Kütüphane Haftası tüm milletimize kutlu olsun. Kütüphanelerin değerinin bilineceği gerçekten bilgi toplumu olmayı başarmış bir Türkiye’de kutlanacak nice Kütüphane Haftalarına … 

Kaynak: http://www.haberturk.com/

You may also like...

Bir Cevap Yazın