Kütüphaneciyi Ciddiye Almak


Prof.Dr.Bülent YILMAZ

Hacettepe Üniversitesi BBY Bölümü Öğretim Üyesi

Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi, Prof. Dr. Bülent Yılmaz’ın güncel kütüphane politikası ve kütüphanecilerin kadro sorunu üzerine akademisyen duyarlılığı ile kaleme aldığı yazısı geniş yankı buldu. KPSS 2014-2’de Kütüphanecilik, Bilgi ve Belge Yönetimi ve Arşivcilik mezunları için sadece 9 (dokuz) kütüphaneci kadrosunun verilmesi Türkiye genelinde tartışılırken, Prof. Dr. Bülent Yılmaz’ın yazdığı işte o güncel makale; “Türkiye gibi kütüphanecilik hizmetlerini büyük güçlükler içinde vermeye ve geliştirmeye çalışan bir ülkede ulusal bir kütüphane politikası olmadığından ve bu alandaki işlerin genelde yönetici, etkili ve yetkili kişilerin kişisel bilinç, yaklaşım ve duyarlılıklarına bırakıldığından ne yazık ki “kütüphaneci” kimliğini kabul ettirmek çok güç. Doktora düzeyinde eğitimin verildiği, neredeyse 60-70 yıllık bir mesleki geçmişe sahip kütüphaneciliğin ülkemizde hala kişilerin inisiyatifinde olması, kurumsallaşamamış olması çok acı.

Evet, kanımca ilk neden şu: Kütüphanecilik hizmetlerinin ülkede mesleğe yön verici bürokrat, karar verici ve yöneticilerin kişisel bilinç ve duyarlılıklarına bağlı olması, kurumsallaşamamış olması.İkincisi: Sözü edilen bu kişilerin de bilinç ve duyarlılık düzeylerinin ne yazık ki olması gereken nitelikte olmaması. Elbette, karar verici, yönetici ve yönlendiricilerin meslek dışından olma nitelikleri de önemli bir diğer neden. Dolayısıyla, bir kütüphanecinin kütüphane için olmazsa olmaz rolü, önemi konusunda dahi ciddi bir farkındalık sorunu olduğu açık. Ayrıca, mesleğimiz adına yapılan atamalara, görevden almalara, hizmet hatalarına, yanlış kararlara yeterli ve sonuç alıcı karşı çıkışları gerçekleştiremeyişimiz, güçlü bir sivil toplum inisiyatifi oluşturamayışımız, bu durumları kabullenmelerimiz bugünkü sonuçları yaratan diğer etkenler olsa gerek. Elbette toplumsal düzeyde bilgi ile ilişkinin zayıf oluşu, bunun mesleki statünün düşüklüğüne neden oluşunu da atlamamak gerek. Bir türlü olgunlaşmayan, ilkelliklerden, dar görüşlülüklerden kurtulamayan güncel politika uygulamaları kütüphaneciliğin her alanına yansıyan ciddi olumsuzlukların ana kaynaklarından birisi.

Yılda üniversite düzeyinde yaklaşık 500 kütüphaneci mezun edilen bir ülkede 4 kütüphaneci işe alacaksınız. Ve sorumlu hiç kimse bunun bir açıklamasını yapmayacak. Demokrasi kültürü olan bir ülkede bu düşünülemez. Yaklaşık 1150 halk kütüphanesinde (merkez örgüt kadrolarını saymazsanız) neredeyse 4 kütüphaneye 1 kütüphanecinin düştüğü, 180’nin üzerinde üniversite kütüphanesin herbirinde birkaç kütüphaneci ile hizmet vermeye çalıştığı, yaklaşık 60 000 ilk ve orta öğretim okul kütüphanesinde bir tek kütüphanecinin olmadığı bir ülkede hiç kütüphaneci almamayı sorumluların olağan bir durum gibi geçiştirmeye çalışması, bir açıklama yapma gereği dahi duymamaları kabul edilebilir bir durum değildir. Evet, bu konuda sorumluluğu olanların açıklama yapma zorunlulukları vardır. Bizim de bu açıklamaları bekleme ve değerlendirme kararlılığımız olmalıdır.

İnsanları bilgilendirerek geliştirmeye, toplumun eğitim ve kültür düzeyini yükseltmeye çalışan kütüphanecilerimizi, dünyada bu alanda ciddi bir dönüşüm süreci söz konusu iken mesleğimizi zavallı bir duruma düşürmeye, sosyal medyada neredeyse alay konusu yapılmasına neden olmaya, mesleki kimliğimizi yıpratmaya kimsenin hakkı olmasa gerek. Bu alanın bir hocası olarak da söylemem gerekir ki, mezun ettiğimiz her bir öğrenci bizim için çok değerlidir ve onların gelecek umutlarını söndürmek, gelecek kaygıları yaşamalarına neden olmak kabul edebileceğimiz bir şey değildir. Hepsi bir an önce mesleklerini yapmak isteyen pırıl pırıl gençlerdir çünkü. Peki somut olarak ne yapılabilir? Sosyal medyada arkadaşlarımızın yaptıkları önemlidir ve destekliyorum. Ancak bu yeterli değildir.

TKD ve ÜNAK, en büyük işveren durumunda olan ve bu durumda sorumlulukları bulunan KYGM ve Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri ile görüşmeler, üniversitelerle yazışmalar yapmalıdır. Bu görüşmelerin bakan, müsteşar ve müsteşar yardımcısı, genel müdür, YÖK Başkanı düzeylerinde ayrı ayrı gerçekleştirilmesi gerekir. Ayrıca Devlet Personel Dairesi Başkanı, onun bağlı olduğu bakanlık müsteşarı ile de mutlaka görüşmek gerekir. Maliye Bakanlığı’nın da stratejik bakanlık olduğu, görüşmelere dahil edilmesi gerektiği açık. İşin medya ayağına köşe yazarlarını da katmak yararlı olacaktır. Yetkili ve sorumlu makamların kurumlarına kadro isteme konusunda yaptıklarını söyleyecekleri rutin bürokratik yazışmaların Türkiye gerçekliğinde yeterli olamayacağını bilmek, bildirmek ve bu gerekçeyi kabul etmemek gerekir. Bu kurum yetkilileri işin ciddi olarak peşine düşme, sonuç alma sorumlulukları vardır. Elbette meslektaşların ve meslektaş adaylarının da bu konudaki kaygılarını, isteklerini, düşüncelerini kişisel olarak bu makamlara çekinmeden iletmeleri zorunludur. İşi sadece sivil toplum kuruluşlarımıza bırakmak doğru değildir.

Geniş, canlı ve sürekli bir kamuoyu yaratmak gerekir sanırım. Söz konusu olan “mesleki onurumuz ve geleceğimizdir!” Kişisel olarak her türden çabaya destek vermeye hazır olduğumu belirtmek de isterim. Durum hakkında birbirimizle dertleşmenin, birbirimize yakınmanın çok bir yararı olduğunu açıkçası düşünmüyorum. Sonuç alıcı, somut işler yapmak zorundayız.”

You may also like...

3 Responses

  1. açılınbenkütüphaneciyim dedi ki:

    Alanımızda mesleğine bu kadar sahip çıkan başka bir öğretim görevlisi var mıdır acaba? Minnet duyuyorum her şeyiyle Bülent hocama.

  2. YASİN ŞEŞEN dedi ki:

    Helal olsun Bülent Hocamıza. Dtcf de de ona hakkını verdim, o da bugün hakkını bu yazıyla vermiş helal olsun.

  3. Ali dedi ki:

    2000 krizinde özelde çalışıyordum ve çok şükür Türkiye’nin ekonomisi o dönemde, bu gün olduğu gibi s.o.s. vermemişti. Sadece devlet likit sıkıntısı çekmiş ve artık yaşlanmış olan ve tasviye edildiği için ecevit kaldıramamıştı devletin yükünü. Kriz özellikle özellerde baş göstermiş ve o kasanın fırlatıldığı günden birkaç gün sonra bende işsiz kaldım. Ama yılmadım ve meslek dışı çalıştım 10 yıl. 2010 yılında cemaat soruları çalıp bizleri de mağdur hale getirdi ve 80 üstü puanla 2011 yılında devlete ancak geçebildik. Ama meslektaşlarıma asla kin duymadım.

    İşsizlik bizim dönemimizde haziran mezuniyet, kasım veya mart ataması arasında çekilmesi zorunlu olan bir durumdu. Ama artık Türkiye ekonomisi yıkılmış durumda. Bunu kabul etmeniz gerek gençler ve kendinize garanti olabilecek mesleklere yönelmelisiniz. Gıda sektörü, hizmet sektörü, tamirat, askerlik, güvenlik her zaman gidecek işler. Kardeşiniz, evladınız v.s. ise kesinlikle sağlık sektörüne yönlendirin. Bizim emekliliğimiz yaklaştı, ama sizin önünüzde yıllar var.

    Devlet artık çekirdek kadro olarak hizmetlerine bakacağı kesindir. linkinde bir Kütüphaneci bu konuda güzel yazmış

    Allah kolaylık versin herkese.

YASİN ŞEŞEN için bir cevap yazın Cevabı iptal et