Ataist Kütüphaneci!

Hafta sonu Yalova’daydım. Atatürk Köşkü‘nü ve Yürüyen Köşk’ü gezdim. O’nun baş köşede oturduğu masa düzeni, içtiği kahve fincanı, hayallere daldığı yatağı, fotoğrafları ve daha bir sürü hatırlatıcı etmen, bizi o yıllara götürdü. Çevre bilincinden dolayı, daha doğrusu zaten kendisinde var olduğundan çok emin olduğum çevre bilincinin halk tarafından da benimsenmesi için, değil Türkiye’ye bütün dünyaya verdiği mesaj, bugün hala Yürüyen Köşk’ün ne kadar manidar olduğunu bize gösteriyor. Bir ağacın tek bir dalına zarar vermemek için, rehber hanımın da anlattığı üzere “Çınar ağacı devlettir. Sakın kesmeyin.” diyerek uzmanlara danışıp raylı sistem kullandırtarak köşkü 4 metre 80 santim kaydırtması, acaba Atatürk gibi yüce bir ruha sahip insandan başka kime yakışabilirdi. Yürüyen Köşk’ün bahçesinde yine tabiatla ilgili müthiş bir sözü var ATA‘mızın: “Tabiata saygı, aklın vicdanıdır.”

Acaba diyorum, keşke koskoca dünya, O’nu savaşlarla bu kadar meşgul etmeseydi de, Atatürk de bütün enerjisini dünyaya mal olacak müthiş mesajlar verseydi bize. Dünya ATA‘mızın kıymetini bilemedi.

Biz sanki çok mu biliyoruz! Ah keşke bilsek!

Ben Atamızın manevi mirasçısıyım. Hak iddia etmek için de var gücümle çalışıyorum. Ne demişti Atatürk:

Ben, manevî miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, bilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü güçlükler önünde, belki amaçlara tamamen eremediğimizi, fakat asla ödün vermediğimizi, akıl ve bilimi rehber edindiğimizi onaylayacaklardır. Zaman hızla dönüyor, milletlerin, toplumların, bireylerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkâr etmek olur. Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.

Atatürk‘le ilgili çok kitap okudum. Her başım sıkışsa O’nun kitaplarını, yaptıklarını ve anılarını okuyorum. Çok da çabaladım, hiç mi açığı yok diye, hiç mi eleştirilecek yanı yok diye; ama bulamadım. Kendi yaşamış olduğu dönemdeki koşulları içinde değerlendirmek O’nun hakkını yemeden değerlendirmek demektir.

Neler okumuş neler! Okumakla kalmamış, okuduklarından fazlasını hayata geçirmiştir. Dahası kendi de yazmıştır.

Sahi meyve veren ağaç misali, böyle büyük bir değerimiz varken, O’nu yıpratmanın ne alemi var? Atatürk‘ü eleştirmeyin demiyorum tabii; ama insafsız eleştirmeyin. Muasır medeniyetler seviyesine gelebilmemiz için kendi çocukluğundan, gençliğinden, yetişkinliğinden neler feda etti. Yaşlılığını bile yaşayamadan aramızdan ayrıldı. Nasıl bir vatan sevdalısıymış meğer!

Atatürk‘ün yaptıkları, çok büyük işler. Onu geçmeyi kim istemez; ama henüz çıkmadı içimizden biri. Belki hedeflerini her birey kendisi için minimize edip çalıştığı kurumun Atatürk‘ü olmak için çalışabilir. Düşünsenize, çalıştığınız kütüphane Türkiye olsun. Siz de bu kütüphanenin Atatürk‘ü olun. Koskoca bir ülkeyi mikro ölçeğe indirip O’nun yaptıklarını ve başardıklarını kendi kütüphanenizde deneyin. Bence denemeye değer.

Cem ÖZEL

Cem ÖZEL

Lisans eğitimini 2000 yılında İstanbul Üniversitesi Dokümantasyon ve Enformasyon Ana Bilim Dalı'nda tamamlamıştır. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Bilgi ve Belge Yönetimi'nde "Türkiye'de Internet'e Dayalı Uzaktan Eğitim ve Üniversite Kütüphaneleri" başlıklı teziyle 2004 yılında yüksek lisans diplomasını almıştır. Halen Sabancı Üniversitesi Bilgi Merkezi'nde Kullanıcı Hizmetleri Yöneticisi olarak görevini sürdürmektedir.

Şunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın