K vitamini | Cem ÖZEL

Cem ÖZEL
Cem ÖZEL

Kullanıcı Hizmetleri Yöneticisi/Sabancı Üniversitesi Bilgi Merkezi

Bence Cahit Sıtkı’nın dediği doğru. “Yaş 35. Yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün” dizelerinde geçen bu sayı, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin ideal bir ortalama. Benim de yaşım 40’a merdiven dayadığı için bunu hissedebiliyorum. Artık yazın bile gömleğimin ya da tişörtümün altından bir atleti kendime çok görmüyorum. Buzdolabını açtığımda en alt bölümden bir şey alacaksam, külhanbeyi gibi bir yanım eğik şekilde eğilip de alayımlar falan mazi oldu, diz çöktürüyor hayat insana. Artık yere bir şey düşürmeye korkar oldum. Eğilirim de belim tutulur diye. İnsan yaşını aldıkça sırça köşke benzetiyor kendini, çıtkırıldım. Hele bir hapşırık krizine girmeyeyim, içerdeki organlarım, firar edip dışarı çıkacak diye, elimde ne var ne yoksa bırakır, oralarımı buralarımı tutarım ki kaçmasınlar diye. Kasık fıtığından bir parça haberi olanlar varsa bu dediklerimi daha iyi anlayacaklardır. Bu arada sıcak oldu diye pencereyi hafif aralayım dedim de, sırtıma yel girdi şimdi. Buyur burdan yak.

Bu yaşlılığımı görmezden gelebilmek için ise dışarıdan vitamin takviyesine ihtiyaç duyuyorum. Vitaminden kastım da bir okur olarak kitaplardan bahsediyorum kuşkusuz. Bu arada “okur” demekle kendimi övmüş mü oluyorum? Yoksa “okuyan”la yetinse miydim? Bu da nereden aklıma geldi de buraya sıkıştırdım? Sözümona kimi oyuncular bir iki filmde oynadıktan sonra sanki şartmış gibi yükselmenin bir basamağı, olmazsa olmazlardanmış gibi senaristliğe ve yönetmenliğe soyunur da filmin başında geçen yazılarda yönetmen yerine “yöneten” diye yazdırırlar ya, işte oradan geldi aklıma. Hatta şöyle yazarlar: Yazan ve yöneten. Alçakgönüllü desem erken olur; eleştirileri bu şekilde geçiştiriyor desem, e madem yönetmen koltuğuna oturacak kadar yüreğin var, “yönetmen” yazdıracak kadar da olsun derim ben.

Görüyor musunuz, bir “okur” ile “okuyan” kelimesi bizi bunca meşgul etti. Dönelim vitamin depolarımıza, yani kitaplarımıza. Bizi dinç ve genç tutan kitaplar. Hangileri midir bunlar? Bu aralar okuduğum kitaplara biraz değineyim.

Melih Cevdet Anday’ın 94’lerde kaleme aldığı yazılarından oluşan Felsefesiz Yaşamak adlı kitabı doyumsuzluk hissi veriyor insana. Kimi yazılarında, henüz gelmeyen; ama belli ki merakla beklediği ikibinli yıllara dem vuruyor. Yeni bir bin yıla, yeni bir yüzyıla girmeyi gözünde ne kadar büyütüyor demek ki. Az da değil aslında; ama böyle bir dünyada yaşayıp da yeni bir yüzyıldan ya da bin yıldan medet ummak çok hüzünlü geliyor bana. Umut işte.

Birçok yazısında da Türkçenin güzelliklerinden dem vuruyor. Siz de, “evet ya niye ben bunu düşünmemiştim” diyorsunuz. Mesela bir yazısında idrar testine takılıp neden Türkçesini yani “sidik testi” tabirini kullanmıyoruz diye iç geçiriyor yazar. Haksız da sayılmaz. Yine aynı yazıda Fransızcası masturbation olan kelimeye takılıp Türkçesini kullandığımızda ayıp kaçmasının anlamsızlığına değiniyor. Ardından başka bir yazısında ayıp kelimesiyle müstehcen kelimesini yatağa pardon masaya yatırıyor. Kimi (“kimi” yerine “bazı” kelimesini mi kullansaydım) yazılarında da filozoflara değinip onların iç dünyalarına sokuyor okuru. Daha nice güzel yazılar…

Bu aralar bir de uzun öyküleri yani novellaları (yoksa romansı mı desem) sıklıkla okuyorum. En çok da Panait Istrati’nin ve Patrick Süskind’in. Henüz okumayanlarınız varsa şiddetle (şiddeti de sadece kitap tavsiye ederken seviyorum) tavsiye ederim.

Yine bir başka kitap. Ahter Kutadgu ve Bülent Demirdurak imzalı “Masallar ve gerçekler ülkesi Anadolu” adlı kitabın hem hazırlanışı hem de içeriği doyumsuz keyif veriyor okura. Yazarların belirlemiş oldukları kelimelere sığdırılan birçok hikaye ve anekdot, sizi Anadolu’dan çıkmış harika tatlarla buluşturuyor. Bir kitapta, daha önceden duymadığım bilgileri bulabiliyorsam bu bana müthiş bir keyif veriyor. İşte bu kitap da onlardan biri. Örneğin Fatih Sultan Mehmed’in mahkemece cezalandırılıp, ceza olarak da bileklerinin kesileceği bilgisini ve bu cezayı niye aldığı ve bu cezadan nasıl kurtulduğunu öğrenmek bana haz veriyor çünkü bugüne kadar bu bilgiyi hiçbir kitapta ne okumuştum ne de bi’ yerde duymuştum. Bunca değişik bilgilerle bezeli kitabı bitirmeye de insanın gönlü razı olmuyor tabii. Bu yüzden kitapla, ilerde mutlaka tekrar buluşalım, diye sözleştik.

Yerim daralıyor. Şimdilik bu kitaplarla bitireyim. Sonraki yazılarda diğerlerine de devam ederim. Benim de vitamin alma saatim gelmiş. Gideyim de biraz daha kitap okuyup K vitamini alayım. Yalnız dikkatli kullanın, az kullanırsanız cahilliğe, dikkatsiz kullanırsanız da ukalalığa sebebiyet verebiliyor.

Hakkında: Cem ÖZEL

Cem ÖZEL
Lisans eğitimini 2000 yılında İstanbul Üniversitesi Dokümantasyon ve Enformasyon Ana Bilim Dalı'nda tamamlamıştır. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Bilgi ve Belge Yönetimi'nde "Türkiye'de Internet'e Dayalı Uzaktan Eğitim ve Üniversite Kütüphaneleri" başlıklı teziyle 2004 yılında yüksek lisans diplomasını almıştır. Halen Sabancı Üniversitesi Bilgi Merkezi'nde Kullanıcı Hizmetleri Yöneticisi olarak görevini sürdürmektedir.
Yorum yapmadan önce lütfen okuyunuz!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göster
Gizle