KÜTÜPHANECİ YETİŞTİRİLMESİN O HALDE! – Doç. Dr. Erol YILMAZ

Daha önce çeşitli yazılarımızda kısaca açıkladığımız o pek meşhur tarihi olayı, önemine ve gereğine binaen bir kez daha anarak başlayalım.

Mekke, İslam ordusu tarafından fethedilmiştir. Şehir teslim alınmıştır. İlmin kapısı Hz. Ali, bakımını uzun süredir sürdürmekte olan müşrikten (yani Müslüman olmayan kişiden) Kâbe’nin anahtarını alır ve derhal Hz. Muhammed’e (s.a.s.) teslim eder.

Peygamber Efendimiz, “ya Ali, ne yaptın sen; niye aldın anahtarı; o aile yıllardır bu işi hakkını vererek yapmaktadır” diye karşılık verir… Verir ve derhal anahtarı o kişiye teslim etmesini söyler.

Bu olayda verilen mesaj, akıl sahipleri için son derece açıktır. İş ehline, uzmanına verilmelidir. Ehil olmayan, uzman olmayan kişi/ler ise, kim olursa olsun (dost, akraba, arkadaş vs.) işin başından uzak tutulmalıdır.

Ve çok açıktır ki, bu mesaj, “liyakat” ilkesinin kıyamete kadar sürecek en net tanımıdır. Elbette yine akıl sahipleri tarafından kabul edilebilecek şekilde.

…..

İçinde bulunduğumuz dönem bazında değil, tam aksine onlarca yıldır, ehliyet ve liyakat odaklı mebzul miktardaki olumsuz (kötü, çirkin ..…) uygulamadan hareketle söyleyebilirim ki, daha çok zaman, dilimizden düşmeyecek bu tarihi örnek. Maalesef öyle görünüyor.

İş ehline verilmediğinde kıyameti bekleyiniz” mealindeki, hiçbir yoruma, tevile, eğip bükmeye meydan bırakmayan mübarek hükme rağmen.

Biz dahi bu pek kıymetli ve anlamlı hükümden cesaretle ifade etmek isteriz ki, bir ülkeyi çökertmek, en azından rüzgâr önündeki yaprak misâli, uluslararası sistem karşısında “etkisiz eleman” pozisyonunda bırakmak isterseniz, iki şeyi yapmanız yetecektir. Bir; dilini unutturmak, bozmak ve başkalaştırmak… İki; üst pozisyonlardan başlayarak, işi uzmanı olmayan, ehli olmayan kişilere vermek… Yani devlet aracının, farklı sektör ve pozisyonlardaki direksiyonlarını ehliyetli olmayanlara vermek

…..

Anlamak istemeyenler grubu”na hitaben kaleme alınmış bu zorunlu girizgâhtan sonra, gelelim ana konuya…

Türü ve formatı ne olursa olsun, kısaca “bilgi kaynağı”  diye özetlenebilecek olan kitap, dergi, ansiklopedi, yıllık, rehber ve sair eğitim, kültür ve sanat ürünlerini sağlayan, uluslararası standartlar ve yöntemler çerçevesinde düzenleyen ve nihayet gereksinim duyanlara etkin biçimde sunan… Öz ifadesiyle, bilgiyi yöneten “bilgi ve belge yöneticileri”nin (nam-ı diğer “kütüphaneci”) üniversite düzeyinde eğitim ve öğrenim görmeleri, ilk olarak 1876-77 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri’nde başlar.

Ülkemizde ise, kütüphaneci yetiştirme amaçlı kurslar döneminin ardından, çok büyük bir gecikme sonrası, 1954-55 akademik yılında, Ankara Üniversitesi Dil-Tarih Coğrafya Fakültesi’nde yola çıkılır. On yıl sonra İstanbul Üniversitesi’ndeki bölüm, ondan on yıl sonra da Hacettepe Üniversitesi’ndeki kütüphanecilik bölümlerinde başlar lisans düzeyindeki eğitim-öğretim faaliyetleri.

Ve o günden bugüne yüzlerce kütüphanecilik profesyoneli, aldığı uzmanlık eğitiminin ardından aziz vatanımızın dört bir köşesinde, kütüphane ve bilgi hizmeti vererek insanımızın yetişmesi ve bu sayede ülkemizin kalkınıp gelişmesine katkı vermek üzere, farklı kütüphane türlerine dağılır. Amatör bir ruh ile… Umut çiçekleri misâli…

Çoğu zaman gittikleri halk kütüphanelerinde ikinci bir personel bile yoktur. Kütüphaneci de odur, yönetici de; memur da odur, hizmetli de… Kataloglama ve sınıflama da yapar, soba da yakar, yer de siler, mesleki etkinlik de düzenler… Yeter ki, kütüphaneye birkaç kişi daha gelsin, birkaç kişi daha kitap okusun, araştırma yapsın… Yüksünmeden yaparlar işlerini, ağlayıp sızlamadan.

O kütüphaneciler ki, aldıkları eğitim ve yaptıkları hizmetlerin kapsamında her gün biraz daha artan teknik boyuta rağmen, çok uzun yıllar -sonuna kadar hak ettikleri- teknik kadroyu alamadıkları halde, sabırla çalıştılar ve şartlar dâhilinde en kaliteli hizmeti verebilmek için küsmeden mücadele ettiler.

Dün böyle yaptıkları gibi, bugün de pek çok açıdan iyileşen çalışma şartlarına rağmen, birçok farklı olumsuzluğun cenderesinde bilgi hizmeti verme görevini sürdürüyorlar. Aşkla, şevkle…

…..

Sürdürüyorlar fakat birçok farklı problemin içerisinde…

En başta da, maddi anlamdan önce manevi anlamda yaşadıkları çeşitli olumsuzlukların pek ağır, tahammül edilmesi çok zor baskısı altında…

Bugün sayıları yirmiyi bulan üniversitedeki bilgi ve belge yönetimi (BBY) bölümlerinin yarısında, “kütüphanecilik” ve “arşivcilik” ana başlıkları altında toplanabilecek içerikte bilgi ve belge yönetimi öğrenimi söz konusu… Diğer yarısı mı? Onları hiç sormayın! Daha önce birinin açılması konusunda yazdığım gibi, o boyut başka bir facia… Az da olsa değineceğim bu yazıda da…

Devam edelim…

Yukarıda da belirttiğim üzere, 1954-55 akademik yılından beri bu ülkede BBY/ kütüphanecilik alanında hizmet vermek üzere, en az dört yıllık süre zarfında lisans öğrenimi gören bilgi profesyonelleri yetiştiriliyor. Üst kimlikleri “kütüphaneci” olmak üzere… Bilgi yöneticisi, bilgi ve belge yöneticisi, arşivci vb. gibi unvanlar eşliğinde de, yılmak yorulmak bilmeden hizmet veriyorlar, farklı türdeki bilgi merkezlerinde. Üniversite kütüphaneleri, arşivler, halk kütüphaneleri, Milli Kütüphane ve saire…

Yani altmış yılı aşkın süredir, bu alana yönelik olarak en az lisans düzeyinde öğrenim görmüş ehliyet ve liyakat sahibi uzman yetişiyor bu ülkede…

Ve fakat ne yazık ki, bu yetişmiş ehliyet sahiplerinin, temel hizmet sahaları olan kütüphaneler ve arşivlerde uzman personel ve yönetici olarak rol almaları noktasında, sanki aynı ülke değilmiş gibi, anlamsız/ akıl almaz/ vicdan kabul etmez uygulamalar sergileniyor. Son yıllarda değil, onlarca yıldır…

Kamu kurumlarına yeni bir personel alımı söz konusu olduğunda, BBY alanının profesyonelleri için bazen hiç kadro açılmazken, kimi zaman da üç-dört gibi (rakamla, 3-4) adeta alay edilircesine kadro verilebiliyor. Bir süre önce, yanılmıyorsam, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü bünyesinde görevlendirilmek üzere iki yüz civarında arşivci alınacağına dair bir ilan yayınlanmış ve fakat bu alan harici bölümler için de kontenjan ayrıldığının fark edilmesiyle BBY uzmanları tarafından yoğun bir tepki gelince konu askıya alınmıştı.

Onca üniversitedeki BBY bölümlerinden her yıl onlarca kütüphaneci/ bilgi ve belge yöneticisi mezun olduğu halde, ortada olan acıklı tablo bu…

Birçok kamu kurumu kütüphanesinin üst yönetici kadrosuna, -yıllardır- bu alanda üniversite öğrenimi görmemiş kişiler atanmaya devam ediyor.Genellikle halk kütüphanelerinin yöneticiliklerine yapılan atamalar gündeme getiriliyor olmakla birlikte, son yıllarda üniversite kütüphanelerinin “1 numaralı” pozisyonuna başka başka alanlarda üniversite öğrenimi görmüş kişilerin, hiç de sıkılmadan atanmaya başladığını hayretle görüyoruz.

Hayret ediyoruz, zira aynı ülkede ve aynı dönemde, mevcut BBY bölümlerinin mezunlarına istihdam sağlanmış ve kıdemlileri müdür yardımcısı, müdür ve daire başkanı gibi yöneticilik pozisyonlarına “ehliyet ve liyakat” ölçütü doğrultusunda atanabilmişler gibi, yeni yeni BBY bölümleri açılıyor. Her sabah kalktığında, “bugün yeni bir BBY bölümü açılacak olabilir mi acaba?” diye uyanıyor bu alanın –kıymetleri yeterince bilinmeyen– emekçileri.

…..

O halde sormak gerekir!

Madem yüzlerce halk kütüphanesinde, -nihayet- gelişmeye başlamış okul kütüphanelerinde, kamu kurumu kütüphanelerinde ve arşivlerde BBY alanının mezunlarını istihdam etmek üzere yeterince kadro açılmayacak…

Madem bu alanda en az lisans öğrenimi görmüş, kimileri yüksek lisans yapmış, bazıları doktora öğrenimine devam eden kıdemli kütüphaneciler üniversite kütüphanelerinde yıllardır hizmet verdiği halde, kütüphanecilik ve bilgi hizmetleri konusunda hiçbir öğrenimi olmayan “ehliyetsiz kişiler” o kütüphanelerin “1 numaralı” yönetici pozisyonuna atanacak…

O halde ne diye üniversitelerde yeni yeni BBY bölümleri açılıyor?

İçerisinde görev alıp, ders verebilecek en az üç adet BBY bölümü mezunu doktoralı, yani ehliyetli ve liyakatli kütüphanecilik profesyoneli bulun-a-madığı halde.

Kütüphanecilik/ BBY alanında yetişmiş onlarca öğretim elemanından güçlü bir eğitim alarak mezun olmuş BBY uzmanları yeterince istihdam edilebildi de, artık tarihçi, edebiyatçı ve sair kütüphanecilikten bîhaber kişilerin “yetiştirdiği” mezunlara mı ihtiyaç duyuldu, duyuluyor?

Herhangi bir BBY bölümünde görev almayan doktoralı kütüphaneci olup olmadığını araştırmadan, üstelik asla ve kat’a gerekmediği halde patır patır -adeta mantar gibi- BBY bölümü açıp; sonra da “ne yapalım, BBY bölümü mezunu doktoralı kişiler başvurmuyor” ayağına yatarak, tarihçileri yardımcı doçent kadrosuyla akademiye davet etmek nasıl izah edilecek? Dahası, edilebilecek?

…..

Dememiz o ki, eğer BBY bölümlerinde bilgi ve belge hizmetlerine ilişkin en az lisans düzeyinde öğrenim gören kütüphaneciler, kütüphanelerde ve arşivlerde istihdam edilmeyecek ve dahi üst yönetici pozisyonlarına getirilmeyecekse; yenilerini açmak bir yana, yaklaşık yirmi üniversitede mevcut bulunan BBY bölümleri kapatılsın o halde!

Kapatılsın ki, akademik ve idari personele ayrılan maaş ve sair maddi kaynaklar ile bilgisayar laboratuvarı, masa, sandalye gibi birim ve ekipman için yapılan harcamalar, “kalkınmanın ve gelişmenin temel göstergesi” olan “başka” işler için ayrılsın!

Ne demişti cennet mekân atalarımız, “lafın tamamı deliye söylenir”.

Vesselâm

 

Kaynak

Hakkında: İsmail Karaca

Ankara Üniversitesi DTCF mezunu #Kütüphaneci #Arşivci #Dokümantalist #Editör #BilgiveBelgeYöneticisi · Ankara/Türkiye

Yorum yapmadan önce lütfen okuyunuz!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir